22

Ekim
2012

ALAK SURESİNDEKİ AÇILIMLAR

Yazar: Yüksel YILMAZ  |  Kategori: Makaleler  |  Yorum: Yok   |  425 kez okunmuş.

Yaşadığımız zaman diliminde, dünyada, coğrafyada, toplumda yaşananlar insan fıtratını rahatsız etmekte ve bizleri de yani bozulmamış fıtratlarını koruyanları da rahatsız etmektedir. Yaşananlara şöyle bir göz atarsak yaşananların bizlerden önce de yaşandığını görürüz.
Allah’tan başka varlıkları ilah ve rab kabul edip onlara kulluk edenler.
Allah’ın varlığına inanıp birliğine inanmayanlar.
Allah’a yaklaşmak için yapılan sapıklıklar.
Allah’ı kendisinin tanıttığı biçimde tanımayıp sapkın fikirleri Allah’a isnat edenler.
Ahlaki erdemlerin yerini menfaatlerin, paylaşmanın yerini biriktirmenin, iffet ve hayânın yerini fuhşiyyatın, adaletin yerini zulmün, bir grup azınlığın refah içinde yüzdüğü, çoğunluğun ise köle gibi çalışmak zorunda kaldığı, güçlünün mahkemelerde yırttığı, onur ve şerefin para ve makama göre belirlendiği, ne mutlu kavmim diyenlerin çoğaldığı, canların daha doğmadan öldürüldüğü, enerji, petrol gibi kazançlar için insanların topluca öldürüldüğü, rabbim Allah diyenlerin hapsedildiği/işkence edildiği/şehit edildiği ve daha saymakla bitiremeyeceğimiz fıtratımızı rahatsız eden şeyler bunlardır.
Evet. Tüm bunlar bizlerde de bir arayış ve çabaya neden olmaktadır. Allah Resulün de de olduğu gibi. Ama onun elinde hiç denecek kadar az doneler / bilgiler vardı. Bizim elimizde ise 1400 yıllık bir geçmiş ve tecrübeler bulunmaktadır. En önemlisi ise hidayet rehberi ve yol göstericimiz olan kitabımız / Kur’an ve O’nun uygulanma hali olan sünnette elimizin altında bulunmaktadır.
Yaşadığımız toplumda İslami bir hayatı hâkim kılmak ve İslami bir toplum oluşturmak için neler yapmalı ve nasıl yapmalıyız? Bunları düşünürken İslami hareketimizi, izleyeceğimiz yolu/ menheci nasıl belirlemeliyiz? Tüm bu sorularımızı her dönem de düşünen ve ortaya bir şeyler koyanlar olmuştur. Kimileri doğru tespitler de bulunurken kimileri de yanlış tespitler de bulunarak mücadele etmişlerdir.
Acaba,
Topluma Kuran Kerim mi dağıtsak?
Siyasi bir parti mi kursak?
İlk-orta-lise okullar açıp insanlarımı eğitsek?
Kuran kursları veya medreseler mi açsak?
Bizden olanları devlete sokup devlete mi sızsak?
Elimize silahı alıp dağa mı çıksak?
Sağa sola bomba mı koysak?
Dernek ve Vakıf mı açsak?
Dergi ve Gazete mi çıkarsak?
Radyo ve TV mi kursak?
Sivil toplum örgütlerimi oluştursak?
Yardım kuruluşlarının sayısını mı arttırsak?
Biçimsel/Medyatik eylem ve protestolar mı yapsak?

Bu acabalar uzayıp gider çünkü insan aklı bunları ortaya koymakta ve insan aklı sayısınca da fikir ortaya çıkabilir.
O zaman ne yapmalıyız? Tabi ki bunu dinin sahibi olan Allah’ın bize gönderdiği, karanlıklardan aydınlığa çıkaran Kur’an a bakmalı ve İslami hareketimizi, izleyeceğimiz yolu/ menheci ordan ortaya çıkarmalıyız. Biz den önce de çıkarımlarda bulunanlardan da faydalanarak olgunlaştırmalıyız. Allah Resulü cevaplarını beklediği sorulara Alak suresiyle cevaplarını almıştı. Bizler de ilk inen ayetlerden yola çıkarak neler yapacağımızı nasıl yapacağımızı nerden başlayacağımızı bulmaya çalışacağız.
İkra emri; İslami hareketimizi, izleyeceğimiz yolu/ menheci ve arayışlarımızın neler, nasıl ve nereden başlaması gerektiğini düşünmemizi ve kavramamızı/okumamızı bize emretmektedir.
Bismi Rabbikellezi Halak; Düşünmemizin ve kavramamızın/okumamızın tek başına akıl ile değil yaratan rabbimizin adı ile / yol göstericiyi ile olması gerektiği beyan edilmektedir. İslami hareketimizin, izleyeceğimiz yolun/ menhecin belirleyicisinin yaratan rabbimiz olduğudur. İslami bir hayat ve toplumun oluşturulmasında izlenecek yolu bu dinin sahibi ve insanın da sahibi/maliki olan Allah belirlemektedir. İslami hareketimizi bizi yaratan ve ikram eden den öğrenmeliyiz.
Sadece akıl ile veya bismi yaratan rabb harici kişiler ile düşünerek ortaya çıkan bakışlar/yollar ise hepimiz tarafından insanları kurtarmak yerine daha kötü durumlara düşürdüğünü görmekteyiz. Bismi hoca efendi, bismi şeyh efendi, bismi parti lideri, bismi şu dernek şu vakıf, bismi abiler, bismi şu kitap bu kitap, bismi akıl ile yapılan tüm başlangıç ve çalışmalar temelinden sağlam olmadıklarından sonuçları da sağlam olmamıştır ve olmayacaktır.
Yaratan rabbimiz Allah Resulüne öğrettiği gibi bize de bunun nasıl olması gerektiğini öğretmektedir. Çünkü inen ilk 5 ayet sorularımıza ve arayışlarımıza bir başlangıç teşkil edecek hatta ilk basamak diyebiliriz.
Halak’al insan-e min Alak; Artık sorularımızın cevaplarını ve nasıl düşünmemizin ilk örneğini biçimini öğrenmeye başlıyoruz. İnsanı alaktan yaratan Allah, Alak’ı tedricen/aşamalarla mükemmel bir insan haline getirmektedir. İlk basamak insandır. İnsan temelli bir İslami hareket ve mücadeleden bahsedebiliriz. İnsanı bir Müslüman bir Müslümanı bir dava eri haline getirmek İslami hareketin ilk hedefi olmalıdır. Muvahhid bir insan, Muttaki bir insan, Mücahid bir insan oluşturmak ilk hedef olmalıdır. Alak tan bir peygamber çıktığı gibi, sıradan normal insanlar(sahabeler) nasıl da eşsiz bir kimlik sahibi insanlar olarak çıktılar.
Bireyleri olamayanların toplumları olamaz. Toplumsal ihtiyaçlarını karşılamak için etkileşen, belli bir coğrafi mekânda yaşayan ve ortak bir kültürü/fikri paylaşan pek çok sayıdaki insanın oluşturduğu birlikteliğe “toplum” denilmektedir. O zaman İslami bir toplum da vahiy ile beslenen/eğitilen ve aynı kaygıları ve endişeleri taşıyan muvahhid, muttaki, mücahid insanlardan oluşmalıdır. Yani öncelikli hedef insan olmalıdır. İnsanın eğitiminde de ilk eğitim tevhid olmalıdır. Toplum/cemaat insansız olmaz. İslami toplumu/cemaati de İslam fikrine/tevhide sahip insanlardan oluşturulmalıyız.
İkinci İkra emri; İslami hareketimizi, izleyeceğimiz yolu/ menheci ve arayışlarımızın neler, nasıl ve nereden başlaması gerektiğini düşünmemizi ve kavramamızı /okumamızı bize tekrar emretmektedir. Sakın yanlış okuma yapmayın sakın yanlış yola sapmayın uyarısının tekrarı.
Ve Rabbuke’l Ekrem; İnsan alaktan yaratıldığı gibi birçok canlıda alaktan yaratılmış ve insanın ve diğer canlıların tüm ihtiyaçları da karşılanmıştır. O zaman insan ile diğer canlılar arasındaki fark nedir? Diğer ayetler bunun cevabını vermektedir.
Ellezi allame bi’l kalem; İnsana yapılan en büyük ikram bilgidir. Bu bilgi ile insan mükellef kılınmıştır. Kalem de bilginin kayıt altına alınmasını ifade etmektedir. Kalem ile yazılmış olan Allah’ın kitabı elimizde bulunmaktadır. Vahiy Âdem(as) den bugüne insanlığa yol göstermekte ve ışık tutmaktadır. Allah’ın son vahyi olan Kur’an da hak bilgi kaynağı olarak önümüzde durmaktadır. Resulullah(sav)’ın sünneti de Kur’an’ı anlama ve uygulamada yanımızdadır. Kalem ile bilgi kayıt altına alınmıştır ki bizlere ve bizlerden sonrakilere ulaştırılması içindir. Kalem, İslami hareketin fikri, ahlaki ve ruhi temellerini yazmaktadır. İslami hareketimizin, izleyeceğimiz yolun/ menhecin bilgisi de bize verilmiştir. O bilgiyi doğru okumalarla ile gün yüzüne çıkarmak bizim görevimizdir.
Allame’l insan-e ma lem ye’ lem; İnsana önceden bilmediği ilerde de bilemeyeceği şeyleri öğretendir. İnsan temelli hareketimiz bilgi ile güçlenmektedir. İnsan ve bilgi. Bu ikisi çok çeşitli insanlar meydana getirebilir. Bilgi kaynağı farklı olanlar o kaynağın kendisini nitelendirdiği isimlerden birini alır. Kimileri muhafazakâr, dindar, İslamcı, kapitalist, sosyalist, demokrat, liberal vb. Yaratan ve ikram edenin öğrettiği bilgiyle öğrenen insan ise Muvahhid bir insan, Muttaki bir insan, Mücahid bir insan isimlerini almaktadır.
O zaman insanı temel alan ve onu Muvahhid bir insan, Muttaki bir insan, Mücahid bir insan olarak yetiştirecek bilgi ile donatmak İslami hareketin ilk görevi olmalıdır. Bu bilgi ile donanan bir nesil örnek olarak önümüzde durmaktadır. İlk olarak insanın fikri eğitimine önem verilmektedir. Fikren bilgi ile donatılmış hareket /dava insanlarının yetiştirilmesi ön görülmektedir. Onları Muvahhid bir fikir insanı yapacak bilgiyle/eğitimle donatmalıyız.
Göz önünden kaçırmamız gereken birkaç nokta daha vardır. Bunlardan birincisi, hira da yaşanan arayış dönemidir. Arayışı olmayanlar ya da aradığını bulamayanların da bir hirası olmalıdır ta ki buluncaya kadar bulunca hira artık arayış yeri değil eğitim yeri olacaktır.
Diğer ikincisi, Dehşete kapılan Hz. Muhammed evine dönerek eşi Hatice’ye, ”Beni örtünüz” dedi, bir süre dinlendi, kalkınca başından geçenleri ona anlattı. Hatice, Allah’ın kendisini yalancı çıkarmayacağını söyleyerek onu teskin etti. Bu bize aslında eş seçiminde nasıl dikkatli olmamız gerektiğini göstermektedir. Acaba bizler arayışlarımızın cevabını bulduğumuz da eşlerimiz de bizim yanımızda olacak ve bize destek verecek kişileri mi sorusunu sormalı veya o tür eşleri seçmeye dikkat etmeliyiz.
Diğer üçüncüsü ise, Varaka bin Nevfel’in kavminin kendisini yurdundan çıkaracağını eğer o günlere erişirse kendisine yardımcı olacağım sözleri üzerine peygamberimizin şaşırması ve çıkaracaklar mı sorusuna vahyi getiren herkesin bu tür muameleye uğradığını söyledi. Evet, peygamberimiz aslında arayışının cevabının sonuçlarını ve yükümlülüğünü anlamaya ya da farkına varmaya yeni başladı. Bizler acaba arayışımızın cevabı olan İslami hareket ve mücadelenin sonuçları hakkında bir bilgi sahibi miyiz? İşin ciddiyeti ve bizi bekleyen sonuçları tekrar gözden geçirmeli ve kendimizi buna hazırlayacak olan fikri/ahlaki/ruhi eğitime ağırlık vermeliyiz.

ALAK SURESİ DERS NOTLARIM YÜKSEL YILMAZ

Nebilerin Yolu
Facebook Twitter RSS Beslemesi

© Tüm Hakları Saklı değildir. - Nebeviyol
Yazılar istenilen heryerde kullanılabilir.